Priene – Miletos

Cagbel ile Priene Miletos
 

Bu bizim şarkımız, sözlerinin yazarı biziz. Müziğini yaşadıklarımızla şekillendirip benzersiz melodisini ekleriz üzerine. Bu melodinin bazen sakin aktığı, bazen de coşkulu ya da fırtınaya benzeyen kreşendo anları olsa da her birimizin şarkısı benzersiz birer şaheser. Bu şarkının adı hayat!! Her yeni güne uyanırken güzelliklere tanıklık etmek isteyen gözlerimizle, bu dev ekosistemin her bir üyesinden beslendiğinin farkında olmadan huzurla çarpmak isteyen kalbimizle, yaşadığımız her anın kaydedildiği, yaşama sımsıkı tutunmaya endeksli, her saniye öğrenmek için yaratılmış beynimizle, mutlu olmayı kayıtsız şartsız hakeden benliğimizle hayat denen şaheserimizi yazmaya gelmişiz. Türlü koşuşturma içerisinde kendimize dışarıdan bakmayı unutsak da bazen, benzersiz güzelliklerle dolu bu şarkının huzurlu melodisine kendimizi bırakmanın tadı paha biçilemez. Ne yazıktır ki bu şarkıyı yaşarken duyamayan, hayatla boğuşurken içsel duyma yetisini kaybeden çok. En sevdiğim tabir, akışta olmak!! Akışta olmak bir çok öğretide karşımıza çıkan bir kavram. En özet ve net haliyle hayatı, hayatın getirdiklerini olduğu haliyle kabul ederek durumdan keyif almakla eşdeğer. Salıp bırakmak değil, isteyip çalışmak ama akışa uyum sağlayarak, nehirle inatlaşmadan gücünden faydalanarak. İhtiyaç duyduğunuz ne varsa kendiliğinden bize gelecektir, yeter ki olmayanı zorlamayalım.

Şimdi yollardayız, dilimizde hayatımızın şarkısı, akışın huzuruna kendimizi bırakmışken, fonda Bulutsuzluk Özlemi’nin ‘’Güneye Giderken’’ şarkısı içimizi ısıtıyor.

‘’Bir köy var çok uzakta

Beyazdan minaresi

Kırmızı damlı evleriyle

Köyümüzdür varmasak da

Yanımda oturan belli ki oradan

Bana biraz yandan baksa da

Yolda güneş yükseliyordu

Güneye giderken. ‘’

Köyümüze gidiyoruz. Çok önceden yaptığımız planın parçası olarak önce Priene Antik Kenti’ne sonra da Miletos Antik Kenti’ni ziyaret ediyoruz. Bu defa İyonlar’ın izini sürüyoruz.  Şehir devletleri halinde yaşayan İyonlar 12 şehir devleti kurmuşlar. Bu şehirler ise sırasıyla Miletos, Myos, Priene, Efes, Kolophon, Lebedos, Teos, Erythria, Klazomenia, Phokia, Samos ve Khios’tur. Rotamız gereği yolumuzun üzerinde ilk olarak Priene var. Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Güllübahçe’de Mykale Dağı’nın kayalık yamaçlarına kurulmuş olan Priene Antik Kenti görsel bir şaheser. Şimdi gözlerinizi kapatın: alabildiğine geniş, dümdüz bir ovaya yüksek ve dik bir yamaçtan baktığınızı hayal edin. Şimdi bu güzel yamacı alabildiğine çam ağacı ve kuş sesleri ve huzurla süsleyin. Son olarak İyonlar’ın bize bıraktığı harika eserler ve yaşanmışlıkla dolu tarihi ekleyin. Hoşgeldiniz, Priene’desiniz. Priene milattan önce 1200 lü yıllarda kurulmuştur. Kurulduktan bir süre sonra tarım ve deniz ticareti ile en gelişmiş yerlerden biri haline gelmiştir. Kurulduğu dönemde dağ yamacında, denizin kenarına kurulmuş yeşillikler içerisinde bir medeniyet burası. Gözünüzü kapattığınızda hayalini kurduğunuz bugünkü ovanın yerinde uzun yıllar önce büyük bir körfezin olduğunu düşünmek zihinle oyun oynamak gibi. Menderes nehrinin yığdığı alüvyonlar şimdiki Söke Ovası’nı oluşturarak denizin oldukça uzak noktalara çekilmesine neden olmuş. Ve tabii ki Söke Ovası’nın verimli topraklarını oluşturmuş. Bir zamanlar Priene’de iki önemli limanın varlığı burayı liman ticaretinde önemli hale getirmiştir.

Herodot’un Historia’sında Priene’li Bias olarak bahsi geçen, milattan önce 570 yıllarında doğan ünlü bilge Bias’ın Priene’li olduğu bilinmektedir. Bias, eski Yunan’da altın çağa damgasını vuran, evren ve insan meselelerini akıl çerçevesinde sorgulayan, ilk felsefe etkinliklerini başlatan “7 Bilgeler”in içerisindedir.  Hayatı boyunca mutluluğu ve adaleti aramıştır. ‘’Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat’’ sözüyle bile binlerce yıl önce içinde bulunduğu durumdan şikayet etmenin yersizliğini ve iyi bir insan olmanın sırlarını vermeyi başaran bir bilgeyi büyüten topraklardayız.

Priene Antik Kenti’nin en önemli yapılarından biri Athena Polias Tapınağı olarak gösterilebilir. Dünyanın 7 harikasından Bodrum’da bulunan Halikarnas Mozolesi’nin mimarı Pytheos’un eserlerinden biridir. Priene Antik Kenti’nin zirvesinde halen ayakta duran 5 sütunun bulunduğu yer Athena Tapınağıdır.

Diğer önemli yapı ise milattan önce 300 yıllarında yapılan tiyatrosudur. Yamaçta bulunan oyuklardan birine inşa edilen tiyatro 6500 kişilik bir kapasiteye sahiptir. Büyük oranda zarar görmüş olsa da halen heybetini koruduğunu söyleyebilirim.

Son olarak güzelliğinden bahsedebileceğim Priene’in Agora’sı, yani günlük hayatın yaşandığı, alışverişler, festivaller ve törenlerin yapıldığı bölgedir. Bu noktanın akustiğini beğenerek,  babamızın gür sesinden bir Agora Meyhanesi yorumu ile tarihe kendi şarkımızı söylemeyi unutmadık.

Priene’den ayrılırken Ege’nin güzelliklerinin sonsuzluğunu içimize kadar çekerek Miletos’a yol alıyoruz. Miletos Antik Kenti, Priene’i geçtikten yaklaşık 10 km sonra karşımıza çıkıyor. Burası da şu anda denize 10 km uzaklıkta eski bir liman kenti. Menderes Nehri’nin alüvyonlarından nasibini alarak denizden uzakta tarihe göz kırpıyor. Miletos’un kuruluşu milattan önce 3500 yıllarına dayanıyor. Miletos’a girerken gemilerin bağlandığı babaların hala orada durduğunu görmek, gemi halatlarının izlerinin mermerde bıraktığı aşınmalara dokunmak aklın sınırlarını zorluyor. Miletos’ta bulunan yapılar arasında en heybetli olarak gözümüze çarpan 15.000 kişilik kapasitesi ile Roma yapısı amfi tiyatroydu. Ayrıca M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları’nın da görülmeye değer olduğunu söyleyebilirim.

Tüm bunlar içerisinde bence en önemlisi Thales’in Miletos’ta doğup yine bu topraklarda hayatının son bulmasıdır. Eski Yunan’ın 7 bilgesinden en eskisi ve en önemlisi Thales kendinden önceki matematiksel bilgiye ve oluşan tüm belgelere katkısı olmuş bir bilim adamı olmakla birlikte Bertrand Russel’a göre felsefe Thales ile başlamıştır. Bu topraklarda doğup büyüyen öğreti, taşlarına dokunurken, yollarında yürürken bile bedenimize, kalbimize ve beynimize akıyor, akışa teslimiz.

Miletos’tan ayrılırken tarihe tanıklık edip büyülenen benliğimizin mutluluğu bir tarafta,  baba evine yaklaşmanın verdiği heyecan diğer tarafta yola koyuluyoruz. Anne sevgisiyle yapılmış sarmanın tadını damağımda hissetmeye başladım şimdiden. Aile ne güzel şey! Büyümek, çoğalmak, yalnızlaşmadan kalabalıklaşabilmek ne büyük şans. Tüm bunların değerinin farkında olma bilincine çok şükür! Ne mutlu bize!

Cagbel

Facebook'ta Paylaş Benkaçtım instagramшингл 3

Please follow and like us:
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir