Premium Vize Başvurusu Deneyimi

Merhaba,

Ben İstifçi! Pardon Premium İstifçi! Bu yazıyı ancak “Premium” bir okuyucu iseniz okubilirsiniz. Aksi takdirde, yazdıklarımı anlamayabilirsiniz. Neyse ki ben hümanist bir insanım. Cümlelerimi kolay kelimelerden oluşturacağım. Aslında bir nevi amme hizmeti sağlayacağım. Kısa bir özetle bugünlere nasıl geldiğimi anlatmak isterim. Zira ders niteliğindedir, örnek alınmak istenebilir.

Sanırım Ekim ayı idi; Pegasus sağolsun, yurt dışı biletlerinde kampanya yapmıştı. Biz, sosyal madeyadaki reklamlar ile bu durumdan haberdar olmuştuk. Eşimle mütevazi bir çoşkuyla sevindik ve de biraz uğraşarak, azıcık da stresle İngiltere için uçak bileti aldık.  8-12 Mart tarihlerinde ben eşimle birlikte kalacak, 12-18 Mart’ ta da orada yaşayan arkadaşlarıma salça olacağım. Planımız en azında bu yönde! Buraya kadar her şey tamam. Vize işi de hallolunca geriye sadece bavulu hazırlayıp gitmesi kalıyor. Çok yer gezmiş, çok yer görmüş insanlara özgü soğukkanlılıkla son bir ay kalaya kadar vize başvurusunda bulunmadık. Sevgili eşim, geçen sefer aracı firma ile yaptığımız vize başvuru işlemlerinin tamamını, kendi bilgi ve becerisi ile halletmeyi istedi. Ben de başarılı erkeğin arkasındaki kadın rolümü çok güzel oynadım ve hiç bir şeye karışmadım. 9 Şubat 2017 Perşembe günü sabahın aymadığı bir saatte hazır olmam gerektiği söylendi, ben de “peki” deyip hazırlıklarıma başladım.

Vize başvurusu önemlidir. Başvuruya giden insanın psikolojisi daha da önemlidir. Bildiğiniz üzere, vize ofisinde çalışanlar özel eğitimlidir. Size psikolojik baskı kurarlar. Yani sanırım onların görev tanımlarından biri de bu; potansiyel suçluyu orataya çıkartmak. Zira insanın kendi yurttaşının bu şekilde davranış sergilemesinin anlaşılır bir yanı yok. Baskı altında insan, saçmalayabilir de. Şahsen bence insanları da korkutan, o ülkeye girememekten çok, yapacağı tatil için o zamana kadar ödediği paranın çöp olması. Yani ben bundan korkarım. Korkularımlala yüzleşmemek ve bu bası ortamına maruz kalmamak için kendimce bir taktik geliştirdim. Görünüşünüz mütevazi ise, ülkeden kaçıp, yeni gittiğiniz ülkede sığınma potansiyeliniz var demektir. Ben, zengin görünmeye gayret gösteriyorum. Böyle kendimi daha güvende hissediyorum da ondan sebep vize başvurularına giderken mutlaka düğünde takılan takılarımın bir kısmını takıp da gidiyorum. Baskı altına alınamayacak kadar zengin durursam, başka bir ülkeye sığınmayacağımı da garanti etmiş oluyorum.

9 Şubat 2017 Perşmbe sabahı, artık her şeyimiz tamamdı; sevgili eşim, ben, evraklarımız, takılarım, dudağımdaki gururlu tebessüm! Sıraya geçin dediler. Ben, vakti kıymetli biri edasıyla, “hiç alışık olmadığım” sıraya geçtim. Tecrübesizliğin verdiği telaşla önümüze doluşan insanlar oldu tabii.  Ben ise yılların tecrübesi ile çok sakindim. Neyse sıra bize geldi, güvenlikteki bey,  ekraklara baktı, bize baktı. Pasaportumuza baktı, bize baktı.  Evraklara tekrar baktı ve dedi ki;

  • Siz premium randevu almışsınız, bunun bedeli olan 70’ er poundu ödemiş olmanız gerekiyordu. Ödemenizi yaptığınıza dair evrakınız nerede? dedi.

Ben eşime baktım, eşim adama baktı. Ben adama baktım, eşim bana baktı. Adam durumu çaktı. Ve dedi ki;

  • Eğer ödeme yapmadıysanız, hemen çaprazdaki kapıdan girip orada ödemenizi gerçekleştirebilirsiniz. Eğer ödeme yapmayacaksanız o zaman bugünkü randevunuz iptal olacaktır!

Durumun vahametini imkan olsa da çilekeş bir türkü ile anlatsam. Neyse ben eşime baktım, o da bana baktı. Bakışlarımız birbirine kenetlendiğinde tek hissetiğim “yusuf,yusuf” oldu. Yani ödemeyip tabi ki de ne yapacaktık? Kontrol hastası eşim ve panik atak ben; vize geldi mi gelecek mi diye yatak döşek yatacaktık! Zaten vize işlemleri bizim için artık zor, randevu tarihini ertelersek, tatilimizin çöpe gitme olasılığı da artacaktı. Riske atamayacak kadar endişelenmiştik artık. İçinde bulunduğumuz ruh halini kapıdaki görevliye pek yansıtmadığımızı umarak, dediği yerde ödememizi usul usul, ılgıt ılgıt, mor mor yaptık. Sonrası mı? Sonrası bir peri masalı gibiydi; ondan sonra her şey ama her şey o kadar hızlı gelişti ki! Önce kapıdan bizi aldılar, vize başvurusu için gelen diğer kişilere telefonlarını girişe teslim etmelerine söylenirken, biz premium olduğumuz için telefonlarımızı yanımızda içeri sokabileceğimiz söylendi. Bizi x-ray den geçer geçmez birileri karşıladı. O anda içerde bir heyecan fırtınası oldu. Benim tek duyabildiğim “premium, premium” sesleri idi. Bizi dikdörtgen bir odaya aldılar. Odanın kapısından girildiğinde, sağ tarafta 2 adet kontrol odası (adı bu mu bilmiyorum) vardı. Sol tarafta ise bizim gibi özel insanlar için düzenlenmiş koltuk grupları bulunuyordu. Oda 1999-2000 yıllarında inşa edilmiş ve o zaman diliminde kalmış gibiydi. Çalan müzik, kırmızı deri koltuklar, masa üstü broşürler… sanki daha eski bir zamanda zengin ama mağrur bir kadın gibiydim. Uzun paltomu ve kaşkolumu koltuğa koydum ve kendimi de kibarca oturttum. Suratımdaki ifadeyi bu tarz özel muameleleri, sabah uyandığım andan itibaren yaşıyormuşum gibi bir hale soktum. En azından soktuğumu sandım. Sonra adam geldi önce beni sonra eşimi kontrol odasına davet etti. Çağırdı demiyorum, davet etti. Orada işlemlerimizi yaptı, parmak izimizi aldı. Hatta vesikalık resmimi bile vememe gerek kalmadı. Siz, siz olun bir premium iseniz, vesikalık çektirerek, vaktinizi öldürmeyin. Her şeyinizi yapıyorlar. İçmek için sıcak bir şeyler bile ikram ediyorlar.

Ve işlemlerimiz kısaca ve kolayca tamamlandı. Biz ayrıcalıklı insanlar olarak, toplamda 140 pound vermiş, uçak parasından daha fazlasını kıymetimize uygun muamele görmek için harcamıştık. Asansöre bindiğimizde, kapıdaki sırada arkamızda olan bir çiftte bizimle beraberdi. Ama onlar premium değillerdi. Hatta bizi permium odasına aldıklarında, gözlerini bize dikmiş bakıyorlar, bizim yerimizde olmak istediklerini hissettiriyorladı. Aynı asansörde dört katı birlikte inmek zorunda kaldık. İnince derin bir nefes aldım.

Şimdi sıra vizemizin gelmesini beklemekte. Benim gibi birine vize vereceklerini tahmin edebiliyoruz. Ama yine de hep beraber güzel dileklerimizi evrene yollayabiliriz. Gidersem İngiltere’ye sizin için bir şeyler karalayacağım orada. Yani bu tatile gitmeyi gerçekten sizin için istiyorum çünkü ukalalık olmasın ama benim ikinci gezim olacak. Öyle Big Ben’ miş, Madame Tussauds’ muş falan olmayacak olayımız. Güzel güzel gezidireceğim sizi, turist gibi değil! Ama üzülmeyin gitsemde gitmesemde, sizi besleyecek bir şeyler bulacağım. Bugüne kadar orada burada istif yaptım, bugün premium da oldum ya artık; böyle yüksek perdeden de olsa, sizi unutmayacak hep yazacağım.

Sevgiler

Premium İstifche

Facebook'ta Paylaş Benkaçtım instagramrss

Please follow and like us:
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir