IBS Yaz Okulu Deneyimlerim

provance

IBS, hayallerin gerçekleştiği yer…

Ben kampa ilk vardığımda, IBS, hayallerin ölüme terk edildiği yer gibiydi.

Odalara götürülmemiz saatler almıştı, güneşin altında oturmuş  Fransızlar’ın atıştırmalık zannettiği  Milka çikolata ve ekmeği yiyorduk. İspanyollar her kelimelerini o kadar yüksek sesle söylüyorlardı ki, ses bize ulaştığında kükreme gibi geliyordu. Her yerden gülüşmeler geliyordu. Okulun müdürü gelip bize sınıflarımızı açıkladığında artık o kadar terlemiştik ve sıkılmıştık ki, adamcağız onu öldüreceğiz diye korkmuş olabilir. Bu sırada kapıdan içeri okulumdan tanıdığım bir kız girdi. Daha önce hiçbir diyalogumuz olmamıştı. Ama bu şeytanın köy evine benzer yerde, bir arkadaş iyi olabilirdi. Yanlış anlaşılmasın, kampa zaten çok eski bir arkadaşımla gelmiştim. Başka türlüsü kesinlikle düşünülemezdi. Ama o an o üç haftalık kamp bana hayatta kalmak içi savaşacağım bir savaş gibi gelmişti. Ne kadar asker, o kadar iyi.

Gözünüzü korkuttuğumu biliyorum, kampa gitmek isteyen genç arkadaşlarım veya onların anneleri, ama kamp hep böyle değildi. Sıkın dişinizi.

Odalara götürüldüğümüzde yaklaşık beş kişi ağlayıp annelerini aradılar. Ben de o sulu gözlerdendim, eve dönmek istiyordum. Temiz çarşaflı vantilatörlü odama dönmek istiyordum.

Çünkü karşılaştığımız oda, kabustu.

Odanın her köşesinde, ve bu abartıyla söylenmiş bir şey değil, örümcekler  ve adını bilmediğim böcekler vardı. Neyse ki oda arkadaşlarımı ben seçmiştim. Ceren, nam-ı diğer çok eski arkadaşım ve Öykü, okul arkadaşımdan çok memnundum. Son olarak Dila, orada tanıştığımız bir kız ise sürprizlerle doluydu.

Odaya geri dönelim. Dediğim gibi HER YERDE böcek vardı. Bunun yanında çarşaflar berbat durumdaydı ve yastığımda ölü bir kelebek vardı.  Yatağa oturup ağlamaya başlamıştım. Bütün uçak yolculuğu boyunca  Ceren’e iyi geçecek mi diye sorup durmuştum ve şimdi burada, iyi olmayacağını biliyordum. O sırada da annem, Skype’tan arıyordu ama bağlanamıyordu çünkü bu lanet yerde internet çekmiyordu.

Hayal edin. Tarzan eğer ev yapmış olsa bu ev olurdu.

Şimdi inanamayacaksınız, hazırsak söylüyorum. Ben bu haldeyken, benden daha kötüleri de vardı. Çok daha kötüleri. Bir grup arkadaşım odaları çok basık ve nefes alınacak gibi değil diye ağlıyorlar ve annelerini arayıp bu yerden gideceklerini söylüyorlardı. Gönüllü ve şimdi de pişman görevliler ise çok kötü bir İngilizceyle geri bağırıyorlardı. “Burası Provance beş yıldızlı otel mi bekliyordunuz?” diyorlardı. Hanımlar kimsenin öyle bir derdi yok, yani en azından benim yoktu, sadece şu anda bacağıma tırmanan şeyin kocaman bir böcek olmasını istemezdim.

Kendi odalarından şikayetçi olan O kızlar bizim birazcık daha iyi gözüken odaya yatmaya geldiler böylece. Evet, iki ranza, sekiz kişi. Dolayısıyla ikişer ikişer yattık ve kırk derece sıcağa rağmen polarlar ve uzun eşofmanlarla yattık. Herkes üstündeki hırkanın kapüşonunu kapattı ayağa çoraplar giyildi ve öyle uyuduk.

Bu IBS’e hoş geldiniz demenin bir yoluydu sanırım.

İkinci gün dersler başlayacaktı. Ama önce bize bir seviye sınavı yapıldı. Çok yanlış yaptığımı ve mahvettiğimi düşünüyordum ama A2 derecesiyle Öykü ile aynı sınıfa girdim. Öğretmenimiz görüp görebileceğiniz en güzel ve en tatlı kadındı. Hep ders işlediğimiz doğrudur fakat çok şey öğrendim.

IBS’te ilk gün küçük bir sorun çıktı. Müdür beni odasına çağırdı ve annemin arkadaşlarımla gezmeme izin vermediğini söyledi. Birkaç saniyelik şok sürecinden sonra bir hata olmuş olması gerektiğini söyledim. Anneme mailler atıldı, dışarı çıkmama izin verdiğini söyleyen metni atması gerekiyordu. Bir süre sonra Whatsapp’tan atılan binlerce mesaj ve müdürün mailleri sonucunda anneme ulaşıldı ve durum halloldu. Bu yüzden kampa çıkmadan önce dikkat etmeniz gereken şeylerden biri ayrıntılar. Çünkü o küçük ayrıntılar üç saatlik uçak yolculuğu gerektiren bir yere gittiğinizde büyük sorunlara dönüşebiliyorlar.

İlk hafta tüm gün ders görüyorduk, sonra  bir saat dinlenme vardı ve sonra da geziye çıkılıyordu. Geziler IBS’in en güzel tarafıydı denebilir. Pazartesi günleri Provance merkezine iniliyor, alışveriş yapılıyordu. Hala duvarımda asılı tapındığım iki posterimi oradaki bir çizgi romancıdan almıştım. Salı günleri oyunlar oluyordu, kimse katılmıyordu, güneşin altında iki saat oyunlar oynanıyordu. Diğer günlerdeyse önemli noktalara gezi yapılıyordu. Modern Sanat Müzesi, katedraller  veya bence çok eğlenceli ve yararlı olan Provance gezisi. Eğlenceli ve yararlıydı çünkü elimize bir harita verip bazı yerleri bulmamızı ve önceden verilen kağıtlardaki soruları yanıtlamamızı istiyorlardı.

Biz böyle yapmadık tabi. Yoldan birkaç kişi durdurup tüm soruları onlara sorduk. Geri kalan tüm zamanda da milkshake alıp alışveriş yaptık. Yani onlar aldı ben izledim daha çok. Elimde vanilya aromalı herhangi bir şey varken başka bir şeye odaklanamıyorum.

İkinci haftada, yarım gün ders yarım gün aktivite seçtik. Zaten ilk hafta tüm gün ders alan sadece Türklerdi. Kötü değildi az kişi olduğumuz için eğleniyorduk. Tabii bilezik örmeyi ve voleybol oynamayı derse tercih ettik. Böylece artık ipten çok güzel bilezik yapabiliyorum, su topu oynayabiliyorum ve voleybolda gelişme gösterdim. İlk birkaç gün onlar oynarken izlediğim doğrudur ama alışınca çok eğlendim.

Bunları söyleyen kız toptan korkuyor bilesiniz.

Kendinizle yaşıt veya bir iki yaş büyük/küçük insanlarla beraber bir ortamda olunca ortaya çok güzel aktiviteler çıkıyor. Üstelik sosyalleşiyorsunuz ve inanılmaz eğleniyorsunuz.

İkinci hafta Nice’te bir plaja gittik. Nice, eğer Côte d’Azur bölgesini ziyaret ediyorsanız kesinlikle ziyaret etmeniz gereken bir yer. Çok güzel bir denizi ve sıcak bir ortamı var.

Maalesef Öykü’ye ikinci haftanın sonunda hoşça kal demek zorunda kaldık, kötü bir gündü bizim için, sonuçta defalarca ağlamaya kadar giden gülmelerimiz olmuştu ve çok yakınlaşmıştık.

Öykü gitti ve biz de son haftamıza girdik. Pazartesi Marsilya’da bir alışveriş merkezine gidildi ve hala severek giydiğim kıyafetler aldım. Böyle tatillerde paranızı tasarruflu kullanmak gerekiyor, size programı önceden veriyorlar tabii ama ne zaman ne alacağınızı bilemiyorsunuz.

Salı günü bir yetenek gösterisi ve oyun vardı. Yapılan tek ve en eğlenceli oyundu, İspanyollarla üçüncü dünya savaşı çıkıyordu neredeyse ama sonunda çok eğlendik.

IBS başında çok kötü başlamış olabilir. Ama her IBS’i düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor ve hayatımın en güzel üç haftasıydı diyorum. Bence herkesin yaşaması gereken bir ayrıcalık.

Hem yabancı dilinizi geliştiriyorsunuz, hem de arkadaşlarınızla unutulmayacak anlar yaşıyorsunuz. Zor şartlara alışmakta fayda sağlıyor. Şiddetle tavsiye ederim.

Ilgın Çakır

 

Facebook'ta Paylaş Benkaçtım instagrampanda google

Please follow and like us:
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir