Cagbel ile Ankara

Binlerce yıl birçok uygarlık ve devlete kucak açmış, tatlı ihtiyar, koca çınar Anadolu’nun doyulmaz güzelliklerle dolu ne çok köşesi var. Üzerinde yol alıp adımladığımız en küçük toprak parçası bile büyük olaylara tanıklık etmiş. Bu topraklarda bir koskoca Çağ kapanıp yenisi başlamış. Bilimin, sanatın, uygarlığın müthiş örnekleri her yerde, uzun yıllar içinde tahribata uğrayarak gerekli özenin gösterilmemiş olmasına rağmen Anadolu’nun tarihi geçmişi muazzam. Bu topraklar büyülü, tılsımı üzerimize sinmiş.

Bunlardan biri de en keyifli yıllarımın geçtiği öğrencilik döneminde, 5 yıl yaşadığım Eskişehir’den bir çok kez gitme imkanı bulduğum Ankara’dır. O zamanlar en kolay ve eğlenceli ulaşım yollarından olan eski trenleri kullanmak paha biçilemezdi. Boğaziçi Ekspresi, Güney Ekspresi, Doğu Ekspresi.. Hangisine denk gelirsek alelacele numarasız aldığımız biletlerle geceden atladığımız trenin restoranına kurulur sabaha kadar sohbet edip, erkenden güzel Ankara’ya ayak basardık.  Anıtkabir, Kuğulu Park ,  Ankara Kalesi , Gençlik Parkı ve güzel müzik için Kızılay, Çankaya vazgeçilmezlerdendi. Gençlik çok güzel bir şey, yorulmak nedir bilmezdik , çoğunlukla aynı gün bir trene atlar bu sefer bulduğumuz bir kompartımanda uykuya yenik düşerdik J

Geçtiğimiz günlerde gezi planları yaparken yıllardır görmediğimiz Ankara için eller çırpıldı. Bir solukta uçak biletlerimizi alıp günümüzü beklemeye başladık. Ankara’yı sıkıcı bulanlar var. Tarihe ve tarihin hikayelerine meraklı olan bir insanın bu ülkenin herhangi bir şehrine gidip sıkılacağını düşünmem. Ankara rotamızda Anıtkabir, Ulucanlar Müzesi , Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Etnografya Müzesi, 1. ve 2. Meclis’i gezmeyi planlıyoruz.

Günübirlik bir gezi, görülmesi gereken çok nokta vardı, bunların hepsini keyifle yapacak müthiş bir enerjiyle yola koyuluyoruz. Soğuk ama güneşli bir Cumartesi sabahı, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan saat 08:00 de yola çıkarak saat 09:00 da Ankara Esenboğa Havalimanı’na ulaştık.  Buraya gelmeden önce günübirlik kiraladığımız araçla havalimanından yola çıkarak Ankara’nın günümüzde en çok tercih edilen noktalarından birinde ilk molayı veriyoruz:  Çukurambar.

Esenboğa Havalimanı’ndan yaklaşık yarım saatlik bir yol ile Çukurambar’a ulaşıyoruz. Burası Ankara’nın eski bir gecekondu mahallesi iken şimdi yeni yapılan siteleri ve çevresinde konumlanmış güzel kafe ve restoranlarıyla hareketli ve keyifli bir yer. Ancak İstanbul’da yaşayan ve bu hayata alışmış biri için hiç de yeni değil doğrusu. Yine de kurtlar gibi açız ve daha önceden methini duyduğumuz Liva Pastanesi’ne kahvaltı için oturuyoruz. Erken saate rağmen alabildiğine dolu , insanların en çok neyi tercih ettiğine çaktırmadan bakıyoruz. Hepimiz menüden farklı seçenekler deniyoruz ve yemeğin verdiği rehavetle burada bir süre keyif yapıyoruz. Yiyecekler lezzetli , fiyatlar ortalama düzeyde fakat butik bir tadım arıyorsanız başka seçeneklere yönelmenizi öneririm. Gün çok ilerlemeden yola çıkmamız gerekiyor, kış günü erkenden yatışa geçen güneş yerini Ankara’nın kuru soğuğuna bırakıverecek biliyoruz.

Bir sonraki rotamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir. Daha önce birden fazla geldiğimiz Anıtkabir’de her ziyaret yeni bir öğreti ve duygu yoğunluğuyla dolu. Yaklaşık 10 dakika bir yolculuktan sonra Anıtkabir’e ulaşıyoruz. 750.000 metrekarelik alana kurulmuş olan Anıtkabir 2 bölümden oluşuyor:  Barış Parkı ve Anıt Bloku. Barış Parkı , ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, Dünya’da barış” sözünden esinlenilerek bu fikre gönülden ve sevgiyle destek veren 24 ayrı ülkeden getirilmiş 104 çeşit toplamda 48.500 fidandan oluşuyor. Anıt Bloku ise 3 ayrı bölümden oluşuyor: Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole.  Aslanlı Yol’a girmeden önce girişten birer sesli rehber alıyoruz. Anıtkabir ziyareti planlayan tüm okurlara kesinlikle önereceğim bir yardımcı. Aslanlı Yol’un girişinde bizi karşılıklı olarak birbirine bakan Hürriyet Kulesi ve İstiklal Kulesi selamlıyor.

Hürriyet Kulesi önünde bulunan 3 erkek heykelini sesli rehberimiz bize şöyle tasvir ediyor:  “Hürriyet Kulesi’nin önünde bir heykel grubu vardır. Üç erkekten meydana gelen bu grupta, Türk erkeklerinin ’Atatürk’ün ölümünden duydukları derin acı’ dile getirilmiştir. Yüksekçe bir altlık üzerinde ayakta duran heykellerden sağdaki rütbesiz asker, bütün ordumuzu temsil etmektedir. Rütbesiz asker, başında miğferi, sırtındaki kalın kaputu ile dimdik durmaktadır. Ciddi, sakin ve gururludur.

Askerin sağında biraz geride Türk halkını temsil eden bir köylü heykeli vardır. Köylünün başında çok eski, atalarımızın giydikleri bir yün başlık, omuzunda bir keçe yamçı, sol elinde uzun bir sopa görülmektedir.

Köylünün sağındaki heykel Türk aydınlarını temsil etmektedir. Türk aydınlarının, bir genç olarak ifadelendirilmesinde, Atatürk’ün “Cumhuriyeti Türk gençliğine emanet etmesi” gözönünde bulundurulmuştur. Genç, sol elinde bir kitap tutmaktadır ve sağ ayağını biraz ileriye atmıştır. Rütbesiz askerin, köylünün ve aydın gencin yüzleri, derin acı ile birlikte, Türk Ulusunun kendisine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek gücü, çok etkili olarak dile getirilmiştir. Bu heykel grubu sanatçı Hüseyin Özkan’ın eseridir.”

Sağ tarafta ise İstiklal Kulesi’ni görüyoruz , önündeki 3 kadın heykelini tasvir eden şu cümleler kulaklıktan yükseliyor:

İstiklal Kulesi’nin önünde, üç kadın heykelinden meydana getirilmiş bir grup vardır. Bu üçlü kadın grubu “Atatürk’ün ölümü karşısında Türk kadınlarının duydukları derin acıyı” temsil etmektedir. Daha önce gördüğümüz erkek grubu gibi düzenlenmiş kadınlar grubu da, sanatçı Hüseyin Özkan’ın eseridir.

Ulusal giysiler içindeki Türk kadınlarından ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadırlar. Başak demetlerinden meydana gelen çelenk, Atatürk’ün kurtardığı bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Ortadaki kadın, ağlamakta ve yüzünü bir eli ile kapatmaktadır. Sağdaki kadının elinde Tanrı’nın rahmetinin toplandığı bir kap vardır. Atalarımız, eski zamanlarda, gök Tanrısı’na ve onun Türk Yurduna bereket yağdırdığına inanıyorlardı. Bu inanç türlü biçimlerde zamanımıza kadar gelmiştir. Nisan yağmurları, yurdumuzun bir çok yerlerinde şimdi bile kutsal sayılır.

Atatürk, Türk kadınlarının yüce değerlerine inanır ve Türk kadınlarını “uygar dünyada kendilerine yaraşan en şerefli düzeylere ulaştırmak için” çalışırdı. Bu heykel grubunda, tarih boyunca bir çok kahramanlar yetiştirmiş olan Türk kadını, derin acısı içinde bile, gururlu, ağırbaşlı, azimli ve enerji dolu, karakterli bir ifade ile dile getirilmiştir.’’

Tüm bunları dinlerken Anadolu insanının birbirinden çok farklı ama uyum içindeki renkleriyle oluşturduğu büyük gökkuşağının heybetiyle tüylerimiz diken diken olurken, büyük kaybımızın acısı boğazımızda bir yumru oluyor. Sesli rehberimiz bizi Arslanlı Yol’a yönlendiriyor.

Aslanlı Yol asimetrik döşenmiş taşlarıyla ziyaretçilerin Atatürk’ün mozolesine giderken başı önde ve saygıyla bu yolda yürümesi için tasarlanmış. Ağaçların tüm şehir silüetini kapatarak Atatürk’ü ziyarete hazırladığı bu yolun sağ ve solundaki 24 adet oturan aslan , 24 adet Türk Oğuz boyunu temsil ediyor. Aslanların oturması barışı simgeliyor.  Ağır ağır yürüyoruz, o sırada kulaklıklarımızdan Chopin – Funeral March yükseliyor. Atatürk’ün naaşı 15 yıl kaldığı geçici kabrinden 10 Kasım 1953 günü bu yoldan 12 er’in omuzlarında mozolesine taşınırken birlikte yürüyoruz; biçareyiz, sadece tanıklık ediyoruz. Gözlerimizden incecik bir hasret akıyor, hiç görmediği birini ancak bu kadar özleyebilir insan.

Aslanlı Yol’un sonunda sağda Mehmetçik Kulesi, solda ise Müdaafa-i Hukuk Kulesi var. İki kuleyi geçince tüm ihtişamı ile tören meydanı karşılıyor. Tören meydanında sağa devam ettiğimizde Zafer ve Barış Kuleleri karşılıklı duruyor.  Bu iki kulenin arasında ise İsmet İnönü’nün sembolik lahdi bulunuyor. Mezar odası ise alt katta bulunuyor. Zafer Kulesi’nde Atatürk’ün kazandığı 3 önemli zaferin tarihleri yazıyor . 10 Ağustos 1915: Çanakkale Conk Bayırı zaferi, 13 Eylül 1921: Sakarya Meydan Savaşı, 30 Ağustos 1922: Başkumandanlık Meydan Savaşı. Ayrıca Zafer Kulesi’nde Atatürk’ün tabutunu 19 Kasım 1938’de Dolmabahçe’den alarak Sarayburnu’nda donanmaya teslim eden taşıyan top arabası bulunmaktadır.

Anıtkabir’in Çankaya’ya bakan yönündeki merdivenin sağında, 23 Nisan Kulesi, solunda ise Misak-ı Milli kulesi bulunuyor. Misak-ı Milli Kulesi aynı zamanda “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”nin girişidir. Buradan müzeye doğru yol alıyoruz ve unutulmaz anlara tanıklık ediyoruz. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi dört bölümden oluşuyor: Birinci bölümde Atatürk’ün özel eşyaları; ikinci bölümde Çanakkale Kara ve Deniz Savaşları panoraması; üçüncü bölümde Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz panoraması; dördüncü bölümde Atatürk devrimlerinin  fotoğraflarla anlatıldığı alan bulunmaktadır. Bir ulusun küllerinden doğduğu o günlere gidip, çekilen tüm zorluklara rağmen kazanılan bağımsızlık ve Cumhuriyet’in varlığına bir kez daha şükrediyoruz.

Son olarak ulu önder Atatürk’ün naaşının bulunduğu Mozole’yi ziyaret ediyoruz. Anıtkabir’in en önemli ve ihtişamlı kısmı. Mozoleye çıkan 42 basamağın ortasında Hitabet Kürsü’sü yer alıyor. Kürsünün ortasında Atatürk’ün “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözü yazıyor. Mozole ön cephesinde , solda Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabesi, sağda ise 10. Yıl Nutku bulunuyor. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır. Bronz kapılardan Şeref Holü’ne doğru ilerlerken gözlerinden inci gibi yaşlar dökülen yaşlı teyzenin duaları kulaklarımızda. Şeref Holü’ne girerken sağda Atatürk’ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise İsmet İnönü’nün Atatürk’ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk Milleti’ne taziye mesajı yer alıyor. Bu iki mesajın Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981’de yazıldığını öğreniyoruz.  Mezar odasına geldiğimizde Cumhuriyet’imizin kurucu önderi bizleri kucaklıyor.  Atatürk’ün naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunuyor. Şeref Holü, Mozole’nin birinci katıdır. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplıdır. Mezar odasının ortasında kırmızı mermer sandukanın çevresinde, içinde Türkiye’deki bütün illerden gelen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’dan gönderilen toprakların bulunduğu pirinç vazolar yer alıyor.

Duygu ve gurur hisleriyle dolu Anıtkabir’den ayrılırken gömülmesini istediği yeri vasiyet etmeyen Atatürk’ün “Beni milletim nereye isterse oraya gömsün. Fakat benim hatıralarımın yaşayacağı yer, Çankaya olacaktır.” sözü kulağımızda çınlıyor. Burada ferdi olduğu aziz milletine aşkla bağlı bir vatan evladı uyuyor.

Sonraki rotamız Ulucanlar Cezaevi bir sonraki yazımda.

Cagbel

Facebook'ta Paylaş Benkaçtım instagram

Please follow and like us:
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir