Bergama Antik Kenti

Hayatın getirdiği keyifli koşuşturmacaların mecbur kıldığı küçük bir ayrılıktan sonra cebimde birikenleri masaya koyma zamanı! Her günün sonunda hayatın getirdiği öğretileri küçük büyük demeden paylaştığımız bu okuldan, son nefesimize kadar sevgiyi aktarmadan mezuniyet yok, en büyük kazanımı ise sevgilinin kalbinin ortasından yüzüne yayılan huzurun yansımasıyla kocaman tebessüm ve huzuruna tanık olmak.

Yazmaksa tüm bu öğretilerin tarihin sayfalarına bıraktığı en güzel izler sanki. Sahi yaşadığını yazma isteği insanlık tarihinde ne zaman başlamıştı? Milattan önce 3500 yıllarında yazıldığı tahmin edilen Sümer Yazıtları’nı ilk bilinen yazılı kayıtlar olduğunu öğrenmişken tebeşir tozlu okul sıralarında; son zamanlarda milattan önce 5500 yıllarında yazıldığı iddia edilen Tartaria Tabletleri Romanya’da bulundu. Yaşadıklarını taşlara resimler ve simgelerle kazıyan ilk insan dahi, öğretisini diğerine aktarmakla mükellef olduğunu, genlerinin uçsuz bucaksız labirentlerinde saklıyordu belli ki. O halde buna tanık olduğumuzda ve tüm tanıklıkları, kaleme dökenin gözünden, kalbinden, geçtiği yollardan geçerek en derinimizde yaşadığımızda huzur bulacak medeniyetlerin ruhu.

Geçtiğimiz günlerde tam da bu hayalle medeniyetlerin bize miras bıraktıklarını, o dönemin tüm güzelliğiyle görmek, bir taraftan da güneşi ve denizi doyasıya yaşama idealiyle rotamızı çizerek yolculuğa çıktık. Güneş yüzünü azıcık da olsa göstermişken 1 haftalık tatilimiz için yolumuz üzerindeki Ege ve Akdeniz’de kurulan medeniyetlerin izlerine tanık olma heyecanına tarif edilmez bir şekilde kapıldık. Önümüzdeki yazılarda bu izlerin bende bıraktığı tüm duygular bu sayfaları dolduracak.

Ege durağımız olan baba evi Aydın-Didim yolunda, ilk olarak Bergama (Pergamon) Antik Kenti’ne uğrayıp okuduklarımızı, daha önce belgesellerde izlediklerimizi bizzat görerek, dokunarak, bazen gözümüzü kapatıp o günlere giderek yaşamak istiyoruz. Pergamon korunaklı kale anlamına geliyor. Milattan önce 334 yılında Makedon Kralı Büyük İskender’in ele geçirdiği kenti, tam olarak milattan önce 241 yılında Pergamon adıyla 1. Attalos kuruyor. Attalos, yönetimi oğlu Eumenes’e devrettikten sonra kent en geniş sınırlarına bu dönemde erişiyor. Binlerce yıl öncesi yine milattan önceki dönemde keçi ve kuzu derisinden parşömen yaygınlaştırılarak 200.000 kitaplık bir kütüphane yine Eumenes tarafından yaptırılıyor. Okumak, gelişmek, aydınlık fikrini o günlerden tarihe kazıyan Eumenes’e selam olsun!

Kent milattan sonra 129 yılında Antik Yunan egemenliğinden, Antik Roma egemenliğine geçerek Neocore (Mabetler Muhafızı) adını alıyor. Her ne kadar daha yakın tarihler şehrin ve medeniyetin oluşmasına damgasını vursa da Bergama çok eski bir yerleşim yeri. Eczacılığın babası olarak tanınan Galenos milattan önce 2000’li yıllarda Bergama’da doğmuş. Su sesi ve telkin yolu ile ilk psikoterapinin kullanıldığı , tıpta kullanılan yılanlı sembolün ilk ortaya çıktığı yer, Asya’daki ilk kütüphanenin kurulduğu yer Bergama. Tarihteki ilk büyük hastane ‘’Asklepion’’ burada kurulmuş.  Efes, Symrna, Philedelphia, Laodicea, Thyatira ve Sardis ile birlikte İncil’de adı geçen 7 şehirden biri Bergama. Burası ilklerin noktası, adımı attığımız toprağın her noktasına bin yılların bilgi birikimi var. Buraya gelip de burada sadece bir kaç taş ve dik yokuşlar var diyen olursa bir de siz görün isterim.

Buranın en önemli yapısı, Eumenes döneminde yapılan 70 derece açısı ile dünyanın en dik amfi tiyatrosu. İzleyici koltuklarına ulaşmak için çıktığımız kapıdan bir uçurumun kenarına ulaşırcasına dik bir yamaca çıkıyoruz, yükseklik korkunuz varsa yenmek için müthiş bir yer. Zira hem uçurum olmadığı halde dik bir yapı, hem güvenli hem de karşınıza çıkan manzarayı izlemek paha biçilemez bir zevk. Helenistik dönemde doğa ile kaynaşan yapılara duyulan merak burada da kendini gösteriyor. Gösterileri izlerken bile bu manzaranın kapanması istenmediğinden, amfi tiyatro gözün alabildiğine geniş açıdan izleyicilerin karşısına gelecek şekilde ova ve dağlarla iç içe konumlandırılmış.

Bergama Antik Kenti içerisinde dikkat çeken alanlar Demeter Kutsal Alanı, Hera Kutsal Alanı, İon tarzı esas alınarak mermerden inşa edilmiş Dionysos Tapınağı olarak sayılabilse de bu alanlar tam olarak korunamadığı ve ciddi anlamda tahrip edildiği için gezimizin çoğunlukla virane yapıların arasında bütünlüğü hayal ederek geçmesi içimizi acıtıyor. Ne olursa olsun burada kurulan medeniyetten bugün bile öğrenilecek bir çok şey var.

Bergama gezisi boyunca en büyük hüznü yaşadığımız yerdeyiz. Bergama Antik Kenti’nin çıkış noktasında Athena Tapınağı’nın güneyinde bir maketle karşılaşıyoruz: Zeus Sunağı. Çok sevdiğimiz Ayhan Sicimoğlu’nun bir gezisinde hayretler içinde izlemiştik Zeus Sunağı’nın hikayesini. Zeus Sunağı’nın tamamını tüm heybetiyle Berlin’de görünce yaşadığımız hayal kırıklığının onlarca kat fazlasını, Bergama Antik Kenti’nde aslının yerine konan küçük maketi görünce yaşadık. Bergama Antik Kenti’nde inşa edilmiş olan Zeus Sunağı’nın (Pergamon Altar) aslının, 1897 yılında Berlin’e götürülüş hikayesi ise ayrı bir yazı konusu. Bergama’da yaşayan medeniyetlerden geriye çok az bir bütünlük kalmış olsa da bundan etkilenmemek imkansız. Tüm bu hoyratlığa rağmen yine de bu toprakların tılsımı öylesine büyük ki!

Bir gün yolunuza ters de olsa bu tılsıma tanık olmak için rotanızı değiştirirseniz, en derininizde canlanan tarifsiz hisse şaşıracağınız kadar duygu dolu anlar yaşadım. Bergama gezimizi sonlandırırken, bizden önce kurulmuş ve yaşamış tüm medeniyetlerden taşıdığımız izlerin gururuyla bir sonraki durağımız olan Priene’e gitme vaktimiz geliyor. Yola koyulmamızla birlikte 70’li yılların en güzel miraslarından Melike Demirağ’ın Arkadaş şarkısı bize eşlik etmeye başlıyor, gözlerimiz buğulu birbirimize bakarken bu anı hayatımız boyunca hatırlayacağımızın huzuruyla yeni öğretilere heyecanla yol alıyoruz.

Cagbel

Facebook'ta Paylaş Benkaçtım instagram

bergama-antik-kent
Фокин С

Please follow and like us:
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir